<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>Gencelazig.com - Köşe Yazıları için özet akışı..</title><link>http://www.gencelazig.com</link><description>abone konusu eklenir</description><webMaster>gencelazig@gencelazig.com</webMaster><copyright>2oo6-2o10 © Copyright </copyright><language>tr-TR</language><item><title>Çok uzak bir adanın çok yakın duyguları </title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-16-cok_uzak_bir_adanin_cok_yakin_duygulari.html</link><description>* Yasemin çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DüNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır. *** Sabahladım. Şehir, mütereddit bulutların nefes almayı zorlaştırdığı ağır bir güne uyanırken, ben iki asır öncesinin Dejima’sında, hiç görmeyeceğimi umduğum bir geleceği yaşamaktan yorgundum. Hikâyesiyle değil sadece, diliyle de saran; sırf, lezzeti sizinle daha uzun kalsın, tınısı eski bir mısra gibi hafızanıza yerleşsin diye bazı cümlelerini tekrar tekrar okuduğunuz bir kitabı kolayca kapatamıyorsunuz. Hele yazıcıdan yeni çıkmış ılık bir baskının ciltlenmemiş sayfalarını, olayların akışını değiştirmek pahasına, yatakta her dönüşünüzde biraz daha dağıtarak, saatler ilerledikçe bölük pörçük rüyaların lekelediği beyaz bir çarşafı andırmaya başlayan o kâğıt yığınına âdeta sarınarak gece boyu okuduğunuz bir roman, büsbütün kuşatıyor sizi... Ne sabahın, mahmur martıların kanatlarında çırpınan hakikati, ne kafanızın içindeki komutanın biteviye öttürdüğü ‘kalk’ borusu, ne de a...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 4</category><pubDate>05.Tem.2010 13:07:46</pubDate></item><item><title>İsrail uygarlığın neresinde?</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-15-israil_uygarligin_neresinde.html</link><description>Bir Batı ülkesine uzun süreli yaşamak üzere ilk gittiğimde, başka her şeyden önce keşfettiğim özellik, dilenen özürlerin sıklığı olmuştu. İngilizler bu işi, basılan ayakları için ayaklarına basan kişiden özür dilemeye kadar vardırırlar. Nezaketsize verilecek en iyi cevap nezaketi elden bırakmamaktır.özür dilemek ile uygarlık arasında doğrudan bir ilişki olduğunu başka Batı deneyimlerimden de biliyorum... Sanılanın aksine, özür dilemek bizler için hiç de zor değil. Bir kere günahları için 'istiğfar etmesi' (özür dilemesi) gereken bir inanca sahibiz. En büyük günahın 'kul hakkı' olduğunu, öbür tarafa asla kul hakkıyla gidilmemesi için yanlış yapılan kişiden helâllik dilenmesi gerektiğini, hayatı boyunca kimbilir kaç bin kere yetkin ağızlardan duyar dindar bir insan... Dinî bayramlar küsler için özür dileyip barışma günleridir aynı zamanda. Her hatamız için özür dilemiyor, kırdığımız insanlardan helâllik dilemiyor, küslerimizle barışmıyorsak dinin hayatımızdaki yerini kaybetmesi yüzündend...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 4</category><pubDate>05.Tem.2010 13:05:14</pubDate></item><item><title>Çocuklarımız şanslı mı?</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-14-cocuklarimiz_sansli_mi.html</link><description>Bizim yaştakiler sohbetlerinde, çocuklardan konu açılınca genellikle “şimdiki çocuklar çok şanslı” diye başlıyorlar söze. Bunun nedenlerini sıraladıktan sonra da “bizim zamanımızda” diye başlayan kıyaslar yapıyorlar. Sanırım bu tür sohbetler size de yabancı gelmiyordur.Bence de şimdiki çocuklar çok şanslı. önlerinde muhteşem bir öğrenme ortamı var. Neredeyse ülkenin her köşesinde okul var. Donanımlı öğretmenler var. Beş sınıfın bir arada ders gördüğü birleştirilmiş sınıflarda okumuyorlar. öğretmen olmadığı halde dersler boş geçmesin diye derse giren devlet memuru öğretmenlere mecbur değiller. Oturacak tek kişilik sıraları, akıllı tahtaları, sunum cihazları var. Laboratuvarları, müzik derslikleri, resim salonları var. Okullarında spor salonları var, hatta yüzme havuzu olanlar da var. Beslenme çantaları yavaş yavaş tarih oluyor. Kantinleri, yemekhaneleri var okulların. Bazılarında açık büfe, farklı ülke mutfaklarından seçenekler bile var.Bir televizyon kanalına mecbur değiller. İstedikle...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 3</category><pubDate>05.Tem.2010 13:03:09</pubDate></item><item><title>Dünyanın merkezi</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-13-dunyanin_merkezi.html</link><description>Kod : Kopyala Beşeriyetin tarihinde bilgi ve hikmet iki defa Doğu'dan Batı'ya, bir defa da Batı'dan Doğu'ya kaydı. İçinden geçmekte olduğumuz zaman diliminde bilgi ve entelektüel zihin üretimi ikinci defa Batı'dan Doğu'ya doğru kaymaktadır. Farabi, Hikmet'in ana yurdunun Mezopotamya (Keldani) olduğunu söylüyordu. Kendine biçtiği misyon, Mezopotamya'dan Mısır'a, oradan İtalya'ya ve Yunanistan'a geçmiş bulunan ilim ve hikmeti tekrar ana yurduna getirmekti. Gazali'ye göre, temelinde Nübüvvet ışığı olan hikmet Yunan'a geçtikten sonra dejenere olmuştu. Sokrat kendisinden önceki filozofların sırtını yere getirmişti, Eflatun Sokrat'ın, Eflatun'un da Aristo belini kırmıştı. Şanı yüce Allah, Aristo'nun belini kırma görevini Gazali'ye vermişti.Sıvanu'l-Hikme'nin sahibi Sicistani'ye göre, tarihte müziği, özellikle ilk enstrüman olarak ud'u Farslar, astronomi ve mantığı Babilliler, alan ölçümü ve geometriyi Mısırlılar, hesap ve matematiği Fenikeliler, tabii ilimleri Şamlılar, tıbbı Mezopotamyalıla...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 4</category><pubDate>05.Tem.2010 13:00:57</pubDate></item><item><title>Ergenekon ve ordu </title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-12-ergenekon_ve_ordu.html</link><description>Son zamanlarda “aslında Ergenekon yoktur” lafları yeniden çoğalmaya başladı. Ergenekon’u bir kurtarabilseler de, devletin içindeki çeteyi yeniden “işlevsel” hale getirebilseler çok sevinecekler. Bu karışık ve kanlı günlerde Ergenekon çok işlerine yarayacak. Her şeye rağmen “sivil toplumun” güçlendiğini, “yasaları dinlemem, istediğim zaman yasayı çiğnerim” diyen yüksek yargının zorlandığını, seçilmiş iktidarları baskı altına alan ordunun siyaset alanında gerilediğini görüyorlar çünkü. En korktukları şey oluyor. İktidar halkın eline geçiyor. Bunun bir kaosla durdurulması gerekiyor ama elde adam kalmadı yeni olaylar çıkartmak için. Onun için “içerdekileri” yeniden görev başına gitmek için kıvranıp duruyorlar. Bunun için de kendilerine göre çok zekice bir yöntem bulmuşlar. Genellikle zampara heriflerle oynak kadınların benimsediği bir yöntemi benimsiyorlar. Bütünüyle doğru bir hikâyenin içinde bir “yanlış” bulup, bu tek yanlışla “aslında bütün hikâyenin yanlış” olduğunu kanıtlamaya çalışıy...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 7</category><pubDate>05.Tem.2010 12:54:58</pubDate></item><item><title>Herkese gözdağı</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-11-herkese_gozdagi.html</link><description> Siyasetin bittiği gündü dün. Deniz Baykal’ın istifasına hakikaten üzüldüm. Deniz Baykal’ın ayağını, siyaset ve ahlak dışı bir oyunla kaydıranların operasyonuna derin bir öfke duydum. Bunun, bir tür “devlet operasyonu” olduğunu düşündüm.Baykal’ın istifası, “değişim”in habercisi gibi değil, tam tersine, değişime direnen komplocuların başarısı gibi geldi bana. Yanlış anlaşılmasın; Baykal zinhar “değişimci” olduğu için değil; aksine, değişime, statükocuların ihtiyaç duyduğu yetkinlikte direnemediği için devrildi sanki. Derin devlet, “at” değiştirme ihtiyacı duydu adeta. Müesses nizam, kendi çocuğunu yedi. Nedense, Ertuğrul özkök’ün devrilişine benzettim Deniz Baykal’ın istifasını...“Artık Ertuğrul özkök’le olmuyor” diyen statüko, “artık Deniz Baykal’la olmuyor” diyormuş gibi geldi bana... özkök’ün Hürriyet’in başında kalamaması “varan bir”di belki, Baykal’ın CHP’nin başından gitmeye bu şekilde zorlanması “varan iki...” Anayasa değişiklik paketinin referanduma sunulması halinde, seçmen nez...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 24</category><pubDate>17.May.2010 01:35:29</pubDate></item><item><title>CHP</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-10-chp.html</link><description> Son skandalla birlikte CHP gündemin ilk maddesine oturdu. Şimdi CHP’liler oylarını arttıracak “sihirli” bir çözüm arıyorlar. Baykal’ın “kaset meselesinde” hükümeti suçlamasından ya da Baykal’ın yerine gelecek birisinin “halkla” daha sıcak ilişki kurmasından medet umuyorlar. çeşitli “sıfatlar” takarak aşağıladıkları halkın “akılsızlığından” dolayı AKP’ye oy verdiğini ve bu “akılsızları” tavlayacak bir iki lafla bir iki jest bulmaları halinde o oyları kendilerinin alabileceğini sanıyorlar. çocukların beslediği küçük sincapların kafeslerinde minik fırıldaklar vardır, sincap onu çevirerek eğlenir, CHP’liler için de siyaset sanki o “renkli” fırıldak”, onu güzel çeviren galip gelir sanıyorlar. Siyaset öyle bir şey değil. Siyaset, temelini gerçek hayattan alan gerçek bir iş. Lafla, sözle, tavırla, jestle yürümüyor; lafın, sözün de önemi var elbette ama asıl önemli olan “siyasetle hayat” arasında kurulan bağın sağlamlığı. CHP’lilerin ciddi yanılgılarından biri de “dinle siyaset” arasındaki ba...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 9</category><pubDate>17.May.2010 01:28:18</pubDate></item><item><title>Nefret, Futbol ve Yargı...</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-9-nefret_futbol_ve_yargi.html</link><description> Türkiye’de Kürt olmanın bütün acısını “aile boyu” yaşamış olan Mehtap’ın, Diyarbakır- Bursa maçını hep birlikte yazıişlerinde seyrederken söylediği gibi, “öfke aklın önüne geçti”. Bursa’da oynanan ilk maçta Bursalı taraftarların sert ve aşağılayıcı tezahüratıyla karşılaşmış olan Diyarbakırspor’un taraftarları belli ki “intikamlarını” futbolla almak niyetiyle gelmemişlerdi stada. Daha maç başlamadan Bursalı oyuncuları taş yağmuruna tuttular. Arkasından hakemi yaraladılar. Ve, maç hakem kararıyla bitti. Diyarbakırspor, ligde kalmak için yakaladığı bir fırsatı bu “intikamcı taş yağmuruyla” kaybetti. Eğer Bursa’yı yenebilselerdi çok önemli bir fırsat yakalayacaklardı. Ama “öfke” aklın önüne geçti. Diyarbakır’ın ligde kalma ihtimali çok zayıfladı çünkü büyük ihtimalle ağır cezalar alacaklar ve maçlarını seyircisiz oynamak zorunda kalacaklar. O taş yağmurunu seyrederken, yaşadığımız bu durumu en iyi anlatan Fırat Anlı’nın sözlerini hatırladım: “Bizim kuşak barış için son fırsattır, bizden s...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 15</category><pubDate>08.Mar.2010 00:17:40</pubDate></item><item><title>Soykırım</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-8-soykirim.html</link><description> Herkes televizyonlarının başında oturmuş milli maç seyreder gibi heyecanla seyrediyor.Ne oluyor?Amerikan Kongresi’nin bir komisyonu “Ermeni soykırım” tasarısını oyluyor. Kongre kulislerinde yapılan karşılıklı hamlelerin sonucunda “maçı” 23-22 kaybettik. Ve, kıyamet koptu. Yorumlar, tartışmalar, Amerika’ya ateş püskürmeler, Dışişlerine Bakanı’na “İncirlik üssünü kapatacak mısınız” soruları. Bütün bu gürültü patırtı arasında benim en çok sevdiğim yorum, bu kararı kınayan bir konuşmacının “Türkiye artık kolayca aşağılanabilecek bir ülke değildir” demesi oldu. Amerikan Kongresi’nin bir komisyonu “soykırımı” kabul edince biz “aşağılanmış” oluyoruz. Aşağılanma nedir biliyor musunuz? Aşağılanma, elâlemin parlamentosunun bir komisyonunda verilecek iki üç oyun nasıl olacağını milyonlarca insanın heyecan içinde beklemek zorunda kalmasıdır. Aşağılanma budur. O komisyon sonucunu “kendisi için hayati” bulmaktır aşağılanma, bir adamın bir oyu yüzünden kendini yenilmiş hissetmektir aşağılanma, bütün...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 2</category><pubDate>08.Mar.2010 00:15:30</pubDate></item><item><title>Kara cuma...</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-7-kara_cuma.html</link><description>Bir hükümle bir ülkeyi paramparça ettiler. Ve, bunu yapmak için öylesine aceleciler ki “gerekçesi yazılmadan karar açıklanmaz” diyen anayasayı da çiğnediler. Anayasayı çiğneyen bir Anayasa Mahkemesi’ne mi güveneceğiz? Kürtleri siyasetten attılar. Nereye gidecek Kürtler, kime güvenecek? Yıllarca ezdiniz bu insanları, yıllarca işkencelerden geçirdiniz, sokaklarda vurdunuz, köylerini yaktınız, evlerini tarumar ettiniz, dillerini yasakladınız. Yetmedi mi? Şimdi de siyasetten çıkartıyorsunuz. Ahmet Türk olmasın ki “barışı “destekleyen inandırıcı bir yüz de kaybolsun siyasetten. Anayasası bir “darbe anayasası “olan bir ülkede Anayasa Mahkemesi’nden ne beklenir ki zaten? Barış umutlarını ezip geçtiler. DTP’yi mahkvveeucirc;m etmediler yalnızca, bu ülkeyi mahkvveeucirc;m ettiler. Acıya, yoksulluğa, düşmanlığa, güvensizliğe mahkvveeucirc;m ettiler. PKK boşuna acele etmiş barışı torpillemek için, biraz bekleseymiş zaten birileri bu işi onlardan çok daha iyi yapacakmış Ankara’da. Bize ümit haram....</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 10</category><pubDate>13.Ara.2009 02:18:09</pubDate></item><item><title>Kürtlerin isyanı</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-6-kurtlerin_isyani.html</link><description>Bazen bir sağanak gibi boşalır okurun tepkisi. Dün de öyle oldu. DTP’nin kapatılmayacağını uman ama açık kalması durumunda yeni bir siyaset diliyle yeniden kurulması gerektiğini savunan yazıma, özellikle Kürtlerden çok tepki geldi. Mazlumun zalime dönüşmesinin kolaylığından söz etmiştim o yazımda; “gencecik insanların hayatına kast eden zalim bir Kürde karşı sesini yeterince çıkarmayan her mazlum Kürdün de, bu savaşın, bu zulmün sürüp gitmesinde payı var” demiştim. Bu cümle çok kızdırmıştı bazı Kürt okurları... Bazıları, Küçükçekmece’de 17 yaşındaki Serap Eser’i, Reşadiye’de yedi askeri öldürenin PKK olabileceği ihtimali üzerinde durmamı bile bir “önyargı” sayıyordu. Bir okur, sırf bu ihtimali öne çıkarıp bunun bir “zulüm”, bu eylemleri yapan Kürtlerin de “mazlum değil zalim” olduğunu ima ettiğim için, “Kürt düşmanı nasıl olur? Cevap: çongar” diye yazmıştı elektronik posta mesajının “konu” satırına. İmzası bende saklı bir başka okur ise aynen şöyle diyordu: “Merhaba, yazınızı okudum. ü...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 28</category><pubDate>12.Ara.2009 00:58:53</pubDate></item><item><title>Kürt Halkı (Okumanızı Tavsiye Ederim)</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-5-kurt_halki_okumanizi_tavsiye_ederim.html</link><description>Bir örgüt, kendi halkına böyle bir kalleşliği nasıl yapar? diye sonra Ahmet Altan, Kürt Halkı başlıklı yazısında Tokat'taki hain saldırıdan sonra yapılması gerekenlere dikkat çekti. Hükümeti ile Kürtleri PKK ve DTP konusunda uyardı... Bir örgüt, kendi halkına böyle bir kalleşliği nasıl yapar? İlk gelen tepkilere, açıklamalara, maillere bakılırsa “körü körüne PKK’yı destekleyen” bir kitlenin dışında kalan bütün Kürtler şaşkınlık içinde bu sorunun cevabını arıyor. Sanırım şu anda Kürtlerin duyguları, “Kafes planını” yapanların, Koç Müzesi’nde “çocukları öldürmeye” hazırlandığını öğrenen Türklerin duygularına benziyor. Onlar da böyle bir kalleşliğe ve çılgınlığa inanamamış, bunun nedenlerini anlamaya çalışmıştı. Koç Müzesi’nde patlamayan “bombayı” PKK Tokat’ta patlattı ve darbecilerin amaçladığı o kaosu yaratabilmek için üstüne düşeni yaptı. PKK, bunu ilk kez yapmıyor. Ahmet Türk’ün önceki gün vurguladığı “33 asker” rezilliğinde olduğu gibi “barışa” her yaklaştığımızda barışı torpilliyor....</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 19</category><pubDate>12.Ara.2009 00:41:50</pubDate></item><item><title>Aleviler, Sunniler ve Dersim</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-4-aleviler_sunniler_ve_dersim.html</link><description>Barışı engellemek için “Dersim Katliamı yapılırken kimsenin anaların gözyaşına aldırmadığını” söylemek sonra da “beni eleştirmek istiyorsanız önce Atatürk’e faşist deyin de göreyim bakayım” yaklaşımıyla Mustafa Kemal’i kendine kalkan yapmak, sanırım Türkiye’nin birçok gerçeği birarada görmesine yol açacak. CHP’li Onur öymen’in o kısa konuşması, toplumun “bazı gerçekleri görmemek” konusundaki “gizli” anlaşmasını yırtıp atacak. öncelikle Atatürk tartışma gündemimize alışılandan daha değişik bir biçimde girecek. CHP’nin bütün politikasını “Atatürk ne yapmışsa doğru yapmıştır, biz de aynısını yapalım” yaklaşımına dayandırması, Atatürk tartışmalarıyla birlikte ciddi bir sarsıntı geçirecek gibi gözüküyor. Neşe Düzel’le konuşan Taha Akyol’un büyük bir dürüstlükle anlattığı Atatürk’ün bir sözünü sürmanşette okuyacaksınız. Bugün “laikliğin” temeli olarak sunulan Atatürk’ün Milli Mücadele sırasında dindarları yanına çekebilmek için “anayasamız Kur’an-ı Kerim’dir” dediğini öğrenmek epeyce CHP’liy...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 28</category><pubDate>22.Kas.2009 00:42:07</pubDate></item><item><title>Alevilerin sorunları </title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-3-alevilerin_sorunlari.html</link><description>Alevilerin temelde sorunu Sünnilerle değil, devletledir. Bu tarihte de böyleydi, bugün de böyledir. Tabii ki Alevilerin tezlerini savunurlarken, haklı oldukları bazı noktalar vardır. Ben bunları üç ana noktada toplayabileceğimizi düşünüyorum:1) Aleviler de, Sünniler gibi geçen yüzyılın ikinci yarısından başlamak üzere hızlı bir göç yaşıyorlar. Sünniler gibi kıra ve geleneğe göre teşekkül etmiş bulunan tarihsel davranış kodları, gelenek ve kültürel yapıları modern kent hayatına taşıyıp uyarlamak kolay olmuyor. Bizde devlet tarafından empoze edildiği şekliyle modernleşme, tarihsel mirası ve geleneği tasfiye ettiği oranda başarılı kabul edilir ki, hakikatte bunun kendini belli bir gelenek içinde üreten Batı modernitesiyle ilgisi yok. Bu bize özgü modernizasyon veya modernizmdir. Alevilerin tarihsel-geleneksel kodları çözülürken, bunu yanlış bir biçimde Sünnilerden biliyorlar. Oysa süreç Sünnileri de çözüyor. Sorun şurada toplanıyor: Modernleşme sürecinde bizim kendimize özgü bir tecrübemi...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 62</category><pubDate>22.Kas.2009 00:37:10</pubDate></item><item><title>Hukuk devleti isek...</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-2-hukuk_devleti_isek.html</link><description>ülkede bu kadar gürültü kopuyor, CHP sözcüsü 'Dersim' sözcüğünü uluorta kullanıyor, onun çıkışına parti içi ve yakınından ağır eleştiriler geliyor, buna karşılık yargı susuyor.Olacak iş değil. Savcılar uyuyor mu? Türkiye 'demokratik' olma iddialı başka ülkelerden farklı olarak Atatürk'ün etrafına yasal bir koruma duvarı çekmiş bulunuyor. 31 Temmuz 1951 tarihinde çıkan '5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun' halen yürürlükte ve amacı tam bu. Beş maddelik kanun ilk maddesiyle “Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven” kimseleri üç yıl hapisle cezalandırırken, bu girişim ve eylemlerin birden fazla kişi tarafından yapılması veya basın yoluyla işlenmesi durumunda cezayı iki katına çıkarıyor. Avrupa Birliği Komisyonu'nun son ilerleme raporunda 'kaldırılmasını' tavsiye etmesi üzerine bir-iki eleştiri yazısı okuduğumu hatırlıyorum. Böyle bir kanunun varlığını değil, AB'nin tavsiyesini eleştiren yazılardı bunlar... 'Demokratik açılım' hükümet tarafından Meclis'e...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 49</category><pubDate>22.Kas.2009 00:33:12</pubDate></item><item><title>Öfkeye Teslim Olmak</title><link>http://www.gencelazig.com/koseyazi-goster-1-ofkeye_teslim_olmak.html</link><description>İnsan, en çok pişman olacağı sözü öfkeliyken söyler. Geriye dönüşü mümkün olmayan en isabetsiz kararları öfkeliyken alır. Sinirlerin gerildiği, mantığın devre dışı kaldığı, vücut kimyasının değiştiği, davranışların kontrolden çıktığı böyle anlarda yaptığımız her şey telafisi mümkün olmayan yaralar açar. Günlük hayatın yaygın bir parçası haline gelen öfke, dostlukların bozulmasında, cana kıymada, çevreye zarar vermede, kendi geleceğini karartmada neredeyse baş aktör durumunda. Cezaevleri bir anlık öfkenin kurbanlarıyla dolu. Yalnızlaşan, çevresini kaybeden, ailesinden dışlanan, ekonomide ve siyasette zor anlar yaşayan insanların çoğu da öfke kurbanı. Bırakın komşuyu, iş ortamını aile içi ilişkilerde de insanlar arasındaki ilişkiyi öfke bozuyor. Sakin sakin anlatıldığında kolayca düzeltilebilecek bir olumsuz davranış öfke seliyle karşılaştığında daha da pekişiyor. İnsanlar sırf karşılaştıkları tepki yüzünden kendilerinin de olumsuz olduğunu fark ettikleri davranışlarını savunmaya başlıyo...</description><author>gencelazig</author><category>Okunma: 71</category><pubDate>22.Kas.2009 00:26:51</pubDate></item></channel></rss>